Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Seni Sevmiyorum..



Günlerdir kendimi uyutmuşum aslında. Aklıma gelmiyor derken bile getirdiğim sen her anımda yanımdasın. Bugün daha çok anladım , daha çok özledim sana dokunmayı, sana bakmayı. Neden bugün dersen ; bugün senden sonra bir başka kadına dokundum onda seni aradım, sana baktığım gözlerle bakmak istedim. Hiç düşünmemiştim ''senden başka''  diyeceğimi. Aslında sen yanımdayken hep senden başkaları oldu. Senin tabirinle bende olmayan tüm insanlarda olan ''kalp'' bu kez fena çarpıyordu her bana bakışında, her seslenişinde , her nefesinde.. Gittin arkana bile bakmadan bende onca şeyini bırakıp. Giderken neden hepsini götürmedin? Anılarımızı, beraber gittiğimiz yerleri, sevdiğimiz hayvanları ,resimlerimizi,şarkılarımızı.. Bir yarın kalsın mı istedin? Ne zaman arkasına baksa canı acısın mı dedin? Ve gittin... Dün gece fotoğraflara bakarken bir kaç gün önce vefat eden bir tanıdığıma rastladım aynı sana benziyordu. Ölüm ona yakışamayacak kadar acımasız ve kötüydü. Ben ise ona yakıştıracak kadar kalpsiz... Ölüm ne kadar soğuk değil mi? Bir insanın ölmesi için kalbinin durması yeterli değil siz onun için kalbinizi durdurmuşsanız o zaten ölmüştür ya da hala ölüyor.. Senden başka bir tene dokundum bir dudağa bir başka göze baktım her yerde seni aradım ama yoktun.. Seni sende aramaya cesaretim yokken başkasında aramak ne kadar adaletli olabilirdi ki. Bugün kendimden iğrendim dokunduğum insanın iğrençliğinden değil iğrençliğimden iğrendim.. Ve yarın yeni bir gün olacak her şey yeniden başlayacak acılarım tazelenecek yeniden güneş doğacak ve ben aklından biraz daha silineceğim. Ve bir gün hiç kalmayacağım. Anladım ki sesini,kokunu unutma zamanım gelmiş. Başka kokulara başka seslere zarar vermemek için. Ve ben kötü bir insanım ve yalancıyım. Yine bir yalan söylüyorum SENİ SEVMİYORUM....

10 Nisan 2011 Pazar

Biri pişmanlık mı dedi?



Çaresizlik,Pişmanlık nasılda zor bir durumdur bu. Zamanında sizin olan her şey artık bir başkasının dır, başkasının kollarındadır. Dönüp geçmişe baktığında teker teker hiç usanmadan kırıp paramparça bıraktığınız kalpler. Devran dönüyor evet. Sıra bize geliyor. Neden insanlar elindekinin kıymetini bilemez ki? Neden aslında en mutlu olmaları gereken zamanda , yerde neden mutsuzlar dır? İlişkilerde de bu böyledir aslında. O kadar güzel bir ilişkin olur ki ve sen bundan sıkılırsın. Karşındaki senin ağzının içine bakar ama sen o sıra karşındakinin ağzının içine sıçmakla meşgul olursun. Hep sırtımızı döndükler imiz hep bize değer verenlerdir aslında. Biliyorum şimdiden yazım onca nedenlerle doldu. Ve ben hala bunların cevaplarını aramaktayım. Örnek bir insanı ele alırsak tanışırlar evet bu durumda her şey normaldir. Kaynaşırlar , Aşık olurlar falan falan.Ve hayatlarının erkeği yada kadınıyla evlenirler. Tamam da kardeşim insanlar bunları yapabiliyorsa bizler neden hep acı çektirene gidiyoruz? Biz mazoşistler hep böyleyiz. Bunun sonu nereye gidiyor peki bileniniz var mı? Cevap yok. Bende bu mazoşistler denim aslında. Düzenli bir ilişkim ve ideal bir sevgilim oldu. Canım cicim ayları değil aksine yılları geçirmiştik. Ve herkesin özendiği ilişkiden ben sıkılmıştım. Heyecan olmadığına inanıyordum. Bir ilişkide heyecan? Hırsız polis mi oynuyorduk? Ya da aksiyon filmleriyle karıştırıyorduk aşkı. Bir kaç kavga bir kaç tartışma ve evet bitti.  Ee şimdi huzurluyuz dur artık bir ilişkimiz yok mutluyuz aşık olduğumuz insanla beraber değiliz. Ya sonra? Hayatın gerçekleri ne zaman yüzünüze vuracak söyleyeyim ağzınızın içine bakan sevgilinizi başkasının kolunda gördüğünüz an vurmaya başlayacak. Sanmayın ki bu ilk ve tek vuruştu. Şimdi sıra sizde. Bu durumda yapılan şeyler içiniz gitse de yapmacık gülümsemelerle etrafa bakın. ''Bakın eski sevgilim çok mutlu yeni bir sevgilisi var ve ben ona hala deliler gibi aşık olsam da  artık yapacak bir şey yok'' içinizden geçenleri bakıyorum da saklamakta baya ustalaşmışsınız. İşte o an geldi çattı. Yeni bir insan hayatınıza girdi. Siz eski sevgilinize duyduğunuz vicdan azabı yüzünden başınızın üstünde tutsanız da yeni sevgili tepenize sıçmaktan çekinmeyecektir emin olabilirsiniz. Yalanlar, dolanlar ... Bir zamanlar sizin yaptığınız şeyleri başkası tarafından yaşatılmak hoşunuza gitti mi? Hemde hiç değmeyecek biri tarafından. Demek ki neymiş biz çaresiz eski sevgililer; pişman olacağınız şeyler yapmayın sevdiğinizin sevgilinizin kıymetini bilin ve onu asla üzmeyin...

''Şeytanın Sağ Kolu''

13 Şubat 2011 Pazar

Sensiz Sevgililer Günü


İlk sevgililer günüm aslında bu benim. Sevgiyi aşkı tattığımdan beri sevgisiz geçen ilk sevgililer günüm. Her yerde kalpler parfümler ayıcıklar. Her taraf ışıl ışıl. Ve ben onsuz'um. Onsuz olduğum gibi o ''ben''siz değil. Onun sevgilim diyebildiği kalbini verebildiği biri bile var. İşte aslında sevgilisi olmayanlardan daha kötü halde olanlar. Sevdiğin sevdiğiyle el ele. Senin elin boş. Hep o hediyeler alan, hediyeler aldığın romantik buluşma ayarladığın o kız yok. Senin ''Aşk''ın yok. Evet ben yalnızım.Ve üzülmüyorum. Üzüldüğüm tek şey onun yalnız olmaması. Onu bugün hep özlediğimden biraz daha özleyeceğim. Biraz daha hasret duyacağım. Eski albümlere bakıp biraz daha ah çekeceğim. Biraz daha hatırlayacağım seni sevgili.Biraz daha seveceğim seni. Şimdi kimlesin? nerdesin? bilmiyorum. Ama ben seninleyim sevgili. Sen şimdi sevgiline sarılırken ben bir kez daha içiyorum şerefine.
Ve şimdi ayrı geçirdiğimiz ilk sevgililer günü kutlu olsun sevdiğim....

10 Şubat 2011 Perşembe

Film Tadında Aşk Bölüm 1

  
   Dediğim gibi herşey bir film tadındaydı. Orta okuldalar dı. Henüz tam bilmiyorlar dı duygularını. Daha kendilerini keşfetmemişken duygularını keşfetmek onlar için zordu. Herşey Ozan'ın ikizinin filmler'e olan tutkusuyla başladı. Aldı eline kamerayı film çekmeye karar verdi. Ozanla başladılar konuşmaya. Geçen sene okul tiyatrosunda başrol dü  ozan. Oyunculardan birisi ikizi olmalıydı. Günler geçiyor ikizinin kafasında her şey yerli yerine oturuyordu. Roller dağıtılmıştı. Sadece çekimler vardı. Başka bir sınıftan olan Selin'i seçmişti. Filmde Ozan'ın sevgilisi rolündeydi. 

     Gerek hava şartları,gerek arkadaşlıklarının şartları film'i çekmeye el vermedi. İkizinin hevesi kursağında kalmıştı. Film işi iptal olmayacak gibi gözüküyordu. Bu süre zarfında Ozan'la Selin internet üzerinden konuşmaya başlamışlardı. Hergün konuşma sıklıkları artıyor gün geçtikçe paylaştıkları şeyler de artıyordu. Ozan eski sevgili sendromu yaşıyordu. Ve onu kıskandırmak için ideal kızın Selin olduğunu biliyordu. Nasıl bir tesadüf tür ki Selin de sevdiği çocuğu kıskandırmak için Ozan'la beraber olacaktı.

     Ve o gün gelmişti. Duyguları yeni yeni oturan gençlerden sahte aşk itirafları. Dolaylı yoldan çıkma teklifleri. Pazartesi günüydü. ''24 Mart 2008'' Pazartesi günü ilk tenefüste Ozan bir arkadaşını yolladı.Evet sonunda emeline ulaşacaktı. Kızla konuştu. Ve aralarında bir şeyler olabileceğine karar verdiler. Ufak ufak bakışmalar utangaç el tutuşmaları. Herşey o kadar temizdi ki. Gün geçtikçe anlamasalar da birbirlerine bağlanıyorlardı. Bir gün geldiki uğruna çıktıkları insanlar bir an olsun akıllarına gelmiyordu.

      İlişkilerinin 3.günü ''27 Mart 2008'' Ozan Selin'in dersane çıkışına gitmişti. Heyecandan bazen elleri titriyor yanakları kızarıyordu. Kordona gitmişleri. İzmir'in mis kokulu deniz havası. Biraz ötede gördükleri banka oturdular. Sohbet ederken bile gözlerinin içlerine bakamıyorlardı. Kızda siyah üstü beyaz çizgili ceket içinde okul üniforması vardı. Birden çiçekçi geldi yanlarına. Roman şivesiyle konuşmaya başladı. ''Abe yakışıklı almazmısın bu güzel kıza bir karanfil'' ilk başta reddetse bile kabul etti. Bu büyük aşkın tomurcuklarıydı bu anıları. Hafif pembemsi bir kırmızı karanfil. Kıza verdi. İlk defa birine çiçek verecekti. Kızın ilk sevgilisi Ozan 'dı. İlk defa çiçek almıştı. O gün ayrılmak zor olsa da ikisi de çok mutlu ayrılmışlardı. Otobüs durağına beraber yürüdüler. Ve evlerine dağıldılar.İkisininde kafasında aynı sahne vardı. Çiçek verirken ki bakışmaları. 

     O kadar saf temiz duygular besliyorlardı ki bu çocuklar gerçek bir aşk'ın ilk adımlarını atıyorlardı adeta. Ozan eve gitti.Yüzünde anlamsız bir gülümseme. Kimse tahmin etmiyordu. Ozan'ın bu gülümsemesinin nedeninin Selin olduğunu. O gece gözlerini kapayana kadar onu düşündü. Evet belkide aşk değildi. Ya da Aşktı. Aşkı bilmiyorlardı. Ana öğreneceklerdi...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Ben içinde bir ''ben'' daha...


    Yalnızlık ne kadar göreceli bir kavramdır aslında. Çevrende o kadar çok kişi vardır ki. Konuşacak paylaşacak yüzlerce insan vardır. Evet ama hala yalnızsınız dır. Bakarsınız çevrenize yüzünüzü güldürecek bir tek bile insan yoktur. Hep sahte gülümsemeler ,yüksek sesle küstahça kahkahalar.

     Yürüyorsun başın dik, Gözler kısık kendine öz güvenin tam. Herkes seni konuşuyor evet güçlüsün. Ama sadece diyorlar. Kim bilebilir ki? Aslında o adar yalnız sın ki. Aile'ne ne demeli? Asla takdir etmek yok! En ufak hataların bu kadar batarken güzel başarıların asla yerleri yok hayatında. Bunları söyleyecek kadar kelime hazneleri geniş değil mi? Belki bir teşekkür yeter ya da ödüllendirme diye asla düşünmezler.

     İyi notlar getirirsin. Evet günün gözdesi sensin. Ya sonrası? Acaba biliyorlar mı? Hangi dersten düşük aldığını. Onlar için önemli olan tek şey kaç aldığın dır. Eksiklerin önemli değildir. Evet sana söylüyorum . Hiçbir şekilde ailesine yaramayan evet sen!

    Daha çok hırslanırsın gün geçtikçe. Sadece biraz daha çabuk kurtulmak için. Bir dakika bile olsa az görebilmek için. Evet şimdi yüzünüzde garip bir ifade ve yazdıklarımı hoş bulmuyorsunuz. Ben ailemden bahsediyorum.Asla gurur duymayan duymayacak olan!

    Tek ailen değildir ki seni yalnız bırakan. Herkestir aslında. Bir kaç dostun dışında. Herkes yüzüme gülüyor. Arkamdan konuşuyorlar. Belkide bilmiyorum sanıyorlar. Evet biliyorum. Tek söyleyeceğim gülüyorum geçiyorum. Aslında benliğimin içinde bir ben olduğunu keşfettim. Yalnız kaldığımda yeni bir arkadaşım var her zaman kayıtsız şartsız güvenebileceğim kişi iste o 'ben''im.

     Evet yavaş yavaş şizofren olduğumu düşüneceksiniz. Kendimle konuşuyor ,Kendimle dertleşiyorum. İşte artık bu durumdayız. Sadece ben değilim aslında. Bunu kabullenen sadece benim. Evet bu haldeyiz. Ne dost? Ne arkadaş? Ne aile? Hepimiz yalnızız kabullenin bunu. Siz varsanız sizin güvenebileceğiniz bir tek ''siz'' varsınızdır.

     Ve şimdi yine bir kahkaha patlatıyorum yalnızlığıma....
Bu devirde insanlar sevdiğiyle mutlu olamıyor. Çünkü birini ne kadar çok değer verirsen o kadar değerin düşer onun gözünde. Bu yüzden insan onu seven insanla mutlu olabilir.[K.B]

Tırsak Külkedisi'ne teşekkür etmeden edemeyceğim. Arkadaşlar ilk mimim Hayrlı olsun :D

8 Şubat 2011 Salı

''Ben Meleğimi Kaybettim''

    
     Öyle bir hale gelmişiz ki senle senin ismin söylendiğinde benim ismim söylenirdi arkandan hep sevgili. Sabahları senle kalkardım adeta. Güneşten kamaşan gözlerim senin hayalinle açılıyordu . Herşeyi  senle yapıyor gibiyim. Gözümün önünde hep sen varsın sanki. Herkes ''sen''leşmiş biraz . Sen benim ''Meleğim'' olmuşsun. Hep omzumda gezdirdiğim her zaman varlığını hissettiğim bir melek. Aslında film gibiydi her şey. Sen ve Ben . Işık bizim üzerimizde geriye kalan yerler kıskanç bakışlı insanlarla dolu. Aşık mıydım? Hayır olamazdı ben kendimden başkasına aşık olamazdım. Kendimden başkasını sevemezdim.

     Sen bana ne yaptın? Neden gözlerim kör oldu bu kadar ? Neden sadece senden başkasını göremiyorum? Evet artık kesinlikle karar verdim sen bir melektin. Belki kanatların yoktu. Yada o kafandaki halka dan her neyse! Ama herkes bilmiyordu bilemezdi senin melek olduğunu. Göremezlerdi ki. Sen benim Meleğim din. Şimdilerde bana şeytanlaştın diyorlar. Cevap bile vermiyorum. Aslında cevabı biliyorum. ''BEN MELEĞİMİ KAYBETTİM'' 

     Evet! Ellerimin arasından kayıp gitmişti. Herkese böyle demeye başladım. Yada bu yalana kendimi  de inandırıyor dum. Ellerimin arasından uçup gitmedin. Elimin tersiyle ittim. Ve bu hatayı her yere baktığımda görüyorum. Teker teker çarpıyor. Teker teker acıtıyor canımı. Ve şimdi pişmanım..

     Pişmanlık neye yarar; Gururunu ayaklar altına almaya yarar. Yeni yeni kabuk bağlayan yaralarının tekrar açılmasına yarar. Acı vermeye yarar...

     Hayatımı kaybetmişim aslında ben, yaşama zevkimi mi demeliyim? Onsuz zevk alamıyorsam hayattan evet ben hayatımı kaybettim. BEN MELEĞİMİ KAYBETTİM

''3 yanlış 1 doğruyu götürüyor''

      Yalan; aslında hayatımızın vazgeçilmezi denilebilir aslında. Geçmişte yalan söylemek kötü bir şey miş. Ama sadece geçmişte. Evet yalan kötü bir şey. Ama ''İnsanlar neden yalan söylüyor?'' bunu araştıran var mı? Neden hep kötü olanlar insanların gözüne batıyor ama kimse sebeplerini tartışmıyor.
  
     Bir kaçış yolu olarak ta nitelendirilebilir aslında. ''İnsanlar yalan söylemek zorundadır!'' evet bu kulağa hoş gelmiyor Ama bu gerçek.Bu doğru bunu kim inkar edebilir ki? Edemezler! Yalan söylemeyi seviyorum aslında. Gerçeği kim ne yapsın? İlişkide güven çok önemlidir diye zırvalar lar. Oysa bilmezler ki karşısındaki kişi gözünün içine baka baka yalanları söylüyor..

    Bana diyeceksiniz ''sen çok mu yalan söyledin? yada Sana çok mu yalan söylediler? Evet! Hem çok yalan söyledim , Hem çok yalan söylediler bu doğanın kanunu. İnkar edebilirsiniz ama bu böyle.Biraz fazla gerçekçiyim belki ama sadece doğruları söylüyorum.

    Çevrenizde o masallardan çıkma o saf ve temiz insanlar yok etrafımızda. İnsanlar kalbiyle sevmiyor artık. Ürerken de severken de aynı organlarını kullanıyor bu zamanda. İşte gerçeğimiz bu.

    Aslında artık çok garipsemiyorum. Kim doğru ki? Ya da kim doğruları söylüyor ? Yalan laflar , yalan insanlar... Ya doğrular? Hiç mi yok? Evet var ama o kadar küçük sessizler ki onlarda yalanların arasında sönüp gidiyor.

    Kısacası 3 yanlış 1 doğruyu götürüyor...

Tehlikenin Günlüğü

Bir Numaralı Düşman ''Aşk''

     Evet yazdığım gibi en büyük düşmanımızdır aslında aşk. Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüküp aslında en çabuk ellerimiz'in arasından kayıp gidendir ''aşk''. Evet siz aşık olan salak insanlar. Hayallerinizdeki yada şöyle demeliyim hayallerimizdeki aşk ; İlk önce romantik bir tanışma , Bir süre mesajlaşmalar iltifatlar sonra face durumunda ilişki içerisinde bir süre sonra nişan Ve sonunda muradınız a erdiniz yada başınızın göğe ermesi mi demeliyim? Çocuklar ve sonsuza kadar deliler gibi aşık olarak yaşarlar... Ve kestik. Evet filmimizin konusu bu olabilir.

     Anlattıklarım ancak bir filmde olabilecek şeyler. Rastlarsınız insanlara derler ''Hala ilk günkü gibi aşığız'' evet aşıklardır. Çünkü sadece kahvaltı ve akşam yemeklerinde beraberler dir. Kavga etmeye zamanları bile yoktur insanların. O yüzden mutluyuz diyen insanlara inanmayın.

     Çocuklarınızı korumak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Sigara,Alkol vb. maddelerden. Ya aşk? Herkes konuşur illede hayatta aşık olunmalıdır diye evet bence de herkes acı çekmelidir. Doğanın kanunu bu.

     Aşık insanlar ikiye ayrılır; Sadık olmayan aşık =Senden daha iyisini bulabilecek kapasitede olabilecek insanlar , Sadık olan aşık=Senden daha iyisini bulamayacak kapasitede olabilecek insanlar. Hep daha iyisini buluncaya kadar dır aslında. Hep hatalı gibi gözükür bulanlar oysa bilinmez ki o gururla anlattığınız insanlar bulamayanlardır.

     Gözlerin dolar kalp atışların hızlanır. Ondan iyisi ondan özeli yoktur gibi gelir. Tüm dünya onun etrafında döner gibi gelir. O hayatınızın insanıdır dersiniz. Aslında hayatınızın insanı ''siz'' sinizdir. Evet kulağa komik gelse de evet kendimize aşık olmalıyız. Çünkü bizi yarı yolda bırakmayacak tek kişi yine ''biz'' dir.

     Bu yazıyı bir sonuca bağlarsak insanlara aşkı yasaklamalıyız. Mustafa Ceceli şarkılarıyla gece gündüz bunalım yapanlar ya da eski albüm ler de hatıralarını canlandıranlar. Gerçekten acınacak haldeyiz. Eğer gerçekten ''aşk'' varsa yada aşkı yatakta arayanlardan değilseniz kendinize aşık olmanızı tavsiye ederim. Yatakta arayanlar sakın ha aynada kendinizle sevişmeye kalkmayın :) Son olarak Aşk Acıtır Aşk yok eder Aşk bitirir..Ve şimdi gidin bir paket çikolata yemelisin. Aşık olunca ne hissediyorsan emin ol onu hissedeceksin. Aşık olmuşlara yapacak birşey yok. Ama aşık değilseniz yada olmaya hazırlanıyorsanız şiddetle tavsiye ederim sakın ha öyle bir hata yapmayın.

Ya da hayal kurmayın mı demeliyim ?...
    

Bu Bir Hastalık ''Doyumsuzluk''

     Evet doymuyoruz. Hiçbir şeye aşk'a para'ya seks'e. Hep daha fazlası, daha güzeli, hatta en güzeli. Aslında düşününce saçma geliyor yada sonunda hep pişmanlık getiriyor. Bu bir Hastalık '' Doyumsuzluk''..

     Açık konuşmak gerekirse bende o hastalığa yakalandım sanırım. Neden insanlar elinde ki ile yetinmeyi bilmez ki? Aşk ta böyle aslında. Hep daha fazlasını istemek, mutluyken mutsuzluğa yol açan güçlü bir tutku aslında. Hani derler ya ''İnsan elindekinin kıymetini kaybedince anlarmış'' evet bu doğru. Ama bunu kaybetmeyen insana anlatamazsınız. Nasıl olsa avucunun içinde her şey. Ben mi ? Ben bir zamanlar bana ait olan bir kalbe bile doymadım. Belkide çoğu insanın istediği bu. Aşık olmak. Yada olunmak mu demeliyiz? Evet bana aşıktı. Ben ise ne yaptım? Daha güzelini aradım, daha yenisini, ..

     Belkide insanların tek hatası Aşk'ın bir duygu olduğunu unutmasıdır. Kalbin eskisi yenisi olmadığını anlamamasıdır. Sırf bu yüzden kırılan kalpler biten ilişkiler etrafımda o kadar çok var ki. Ne geldiyse başınıza doyumsuzluk yüzünden gelmedi mi? Geçmişinize bir bakın ve bana hak vereceksiniz.

     İnsanlar belirli ve yüksek yerlere gelmek için elbet doyumsuz olacaklardır. Eğer olmazlarsa zaten yükselemezler. Ama bunu hırs boyutuna getirmemektir önemli olan. Şu dünya üzerindeki en faydalı bir yandan da en zararlı olan şey ''Hırs'' olmalı. İnsanın gözü döner ilk başta kaybetme korkusu sonra daha fazlası.

     Bu iki tehlikeli silah birleştiğinde ise korkmanın zamanı gelmiştir. Çünkü doyumsuz ve hırslı bir insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.En iyisi o olduğunu zanneder. Bu yüzden kimse onun için yeterli değildir. Gereğinden fazla kriter aramaya başlarlar. İşte bu insan mutsuz olmaya mahkumdur..

     Evet bende o pişman olanlardanım. Yada mutsuzluğa mahkumlardan mı demeliyim? Geri dönüp baktığımda hayal ve kalp kırıklıkları. İnsan geri bir adım bile atamaz ayağına batar diye bu kırıklar. Anlayacağınız geçmiş aklınızda doyumsuzlukların cezasını çekerek ilerliyor insanlar. Ve son olarak insanların kişilikleri ölüyor ölmeye devam ediyor. Hepimizin başı sağolsun...

7 Şubat 2011 Pazartesi

Günümüzün vazgeçilmezi ''Entrika''

     Evet ''Entrika''. Aslında 17 yaşında birinin açabileceği son konulardan biri olsa gerek. Ama ilkokulda iken öğretmenlerimizden gizli saklı oynadığımız ''Kim? Kiminle? '' oyununun tıpa tıp aynısını yaşıyoruz. Aşk şehvet ihtiras. Bilindik erotik komedi film başlıkları aslında. Gün geçtikçe günümüzün gençleri bende dahil olmak üzere devamlı bir arkadan vurma çabası , olay olsun, entrika olsun haber çıksın. Böyle çabalar içindeyiz. Hatta içlerinde en hevesli olanlardan biriyim sanırım. Ama bazı şeyleri birazcık ta olsa erken yaşıyormuşuz gibi gelmiyor değil...
  
       Gençlerin böyle olmasının nedenini basında yada medyada aramak gerekmiyor. Evet bazı arkadaşlarımızın televizyonda izlediklerinin gerçeklikle alakası olmadığını anlaması biraz süre alsa da evet biliyoruz. O bir film ya da dizi ya da her neyse..

     ''Gençlere ne oluyor?'' demişler bazı yetişkinler. Gençlere bir şey olduğu yok. Sadece alkol,sigara,seks yaşı    gittikçe düşüyor evet olan bu. Yaşanılan hiç bir şeyden zevk alınamıyor. Çünkü her şey zamanından önce yaşanıyor. Bu yüzden gençler her şeyden bu kadar kolay sıkılabiliyor. Bu biraz da yetişkinliği özenmekten kaynaklanıyor. Arkadaşlarım rahat durun evet hepimiz bir gün yetişkin olacağız bu kadar kasmamıza gerek yok..

     Ah evet neredeyse unutuyordum. Günümüzün gençlik filmleri komedi sahneleriyle süslenmiş birazcık aşk serpiştirilmiş pornografik filmler. Eskisi gibi Türkan şoray'ı izleyerek zamanımızı geçirmiyoruz ki. Evet bunlardan da kaynaklanıyor olabilir. Herşey o kadar basitleşti ki artık. Gençler yaşadıkları cinsel tecrübeleri sidik yarıştırır gibi anlatıyor ''Dün gece bunu eve attım, Ah evet onun performansı çok güzeldi'' bu ne ya ? Sanki yarış atından bahsediyor çocuklar. İnsanların özel hayatı,yatak odası bu kadar göz önünde olmamalı.

     Aşk-ı Memnu nun yazarı Halid Ziya Uşaklıgil'in kemikleri sızlıyor olmalı. Perşembe akşamlarının vazgeçilmezi haline gelmişti. Okuldaki öğretmenlerimiz cuma gününe sınav koymaz olmuşlardı. Evlerde pür dikkat izlenirdi. Sokaklarda ''çıt'' yok. Herkes o diziyi izliyor. Cuma günü ilk dersimiz ''Bihter bu bölümde kimin altında?'' Evet bu gençlik nereye gidiyor sorusu alın size soru..

     Bu konuyu bir sonuca bağlamak gerekirse keşke hayatım hayatımız bu kadar saf ve temiz olsa. Evet biliyorum ''saf ve temiz bu mu ?'' diyeceksiniz ama emin olun evet ben yaşadığımız olayları bütün saflığıyla anlattım.

     Geçen gün birşey duydum. ''Bir insana o*ospu diyebilmek için 5 şahit gerekirmiş'' Böyle olsa yaparken başında mı bekleyeceğim? Artık bunlar simgeleşmiş iltifat haline gelmiş bulunmakta günümüzde. Bir insana o kelimeyi ettiğinizde kendinle gurur duyar oldu. Ah evet sen birinci sin sen çaça sın:) Bide nobel ödülünü verdik mi yılın o*rospu su diye tam olur yani.

     İşin sonuna gelirsek Gossip Girl ,Küçük Sırlar, Kavak Yelleri, vb. Programlardan yeni nesil gelişiyor. Yeni blair'lar yeni ayşegül ler yetişiyor. Başındada bahsettiğim gibi ''Kim? Kiminle?'' oyunuydu eskilerde. Böyle gidecek olursak artık oyun değil bir yaşam tarzı olacak ''Kim? Kiminle?..